|
KPSS İşletme Konu Özeti
 
İşletme Kavramı
İşletme Bilimi, işletmeleri ilgilendiren iç ve dış olayların
açıklanması, çözümlenmesi ve sistemleştirilmesinin yanında,
işletmelerin toplum içindeki yerini belirleme işlevini görür.
Ekonomik yaşamın ve ekonomik faaliyetlerin çıkış noktası insan
gereksinme ve istekleridir. İşletmelerin temel işlevi değişik
boyutlardaki insan gereksinme ve isteklerinin giderilmesidir.
Gereksinmelerin değişimine ve gelişimine bağlı olarak işletmelerin
ortaya koyduğu ürünler de yenilenir. İnsan gereksinmelerini giderme
özelliğine sahip mal ve hizmetlere ekonomik mal ve hizmetler denir.
Mal ve hizmetlerin üretimi için, emek, doğa, sermaye, teknoloji ve
girişimci olarak sıraladığımız üretim faktörleri bir araya
getirilir. İnsan gereksinme ve isteklerini gidermeye yarayan araba,
kalem, televizyon gibi somut araçlara mal denir. Mallar değişik
ölçülere göre sınıflandırılır. İnsan gereksinmelerini karşılamakla
birlikte, somut olmayan araçlara hizmetler diyoruz. Oteller,
bankalar ya da hastaneler hizmet üreten işletmelerdir. Mal ve
hizmetlerin kullanımı ile tüketim ortaya çıkar.
Mal ya da hizmetleri bireysel gereksinmeleri için alanlara son
tüketici, üretim, alıp satma ya da işletme kurmak amacıyla satın
alanlara endüstriyel tüketici diyoruz. Satın alma gücü bulunan
bireylerin ekonomik mal ve hizmetlere karşı gösterdiği satın alma
işlevi talep olarak niteleriz. İşletme kavramının yaygın olarak
kullanılan tanımı işletmeyi mal ve/veya hizmet üretimi için üretim
faktörlerinin bir araya getirildiği ekonomik birim olarak açıklar.
Özel girişim, bireylerin devlet müdahalesi olmaksızın; kendi
ekonomik çıkarları doğrultusunda davrandığı sistemdir. Temel
unsurları, özel mülkiyet hakkı, seçme, özgürlüğü, kâr elde etme
hakkı ve serbest rekabettir. Aşağıda kendimizi sınayalım bölümündeki
soruları yardım almadan yanıtlamaya çalışınız. Bu sorulara yanıt
verebiliyorsanız, bir sonraki Üniteye geçebilirsiniz. Ancak soruları
yanıtlamakta zorlanıyorsanız, geriye dönerek bu bölümleri tekrar
okuyun.
İşletmelerin Özellikleri
İşletmelerin amaçları, bir işletmenin ulaşmak istediklerini ifade
eder.Amaçlar; ne, neden. ne zaman, nasıl,hangi kapsamda, nerede
yapılacak sorularına verilecek yanıtları şekillendirir. İşletmelerin
başarılı olmasında ve sağlıklı kararlar alınmasında temel koşul, ne
yapılacağının bilinmesidir. İşletmelerin genel amaçları, kâr elde
etmek, topluma hizmet etmek, işletmenin varlığını sürekli
kılmaktadır. İşletmelerin özel amaçları, sosyal sorumluluk,
çevrecilik,kaliteli ve nitelikli bir çalışma ortamı, çalışanlara
daha iyi ücret, çevre koşullarına uyum,uluslar arası ilişkiler
vb.olarak sıralanabilir. İşletmelerin işlevlerini genel veya özel
amaçları şekillendirir.
Bu işlevler işletmenin belirli bölümlerinde gerçekleştirilir.
Yönetim, üretim, pazarlama, finansman, personel, muhasebe, ar-ge,
halkla ilişkiler, ulaştırma, depolama bunlardan başlıcalarıdır.
Günümüzdeki gelişmeler, işletmecilik işlevleri ve uygulamalarında
yenilikleri zorunlu kılmıştır. Klasik işlevlerin yanı sıra, çağdaş,
global ve rekabetçi anlayışın gerektirdiği işlevler de büyük önem
kazanmıştır. İnsan kaynakları, planlama, reklam ve promosyon,
eğitim, kalite kontrol, uluslararası ilişkiler çağdaş işletmelerde
sürdürülen işlevlerden bazılarıdır. İşletmelerde, yukarıda sözü
edilen işlevlerden hangilerinin uygulanacağı ya da hangileri için
ayrı bölümler açılacağı; üst yönetimin yaklaşımı, üretim konusu,
sektör özellikleri, işletmenin içinde bulunduğu özel koşullar,
büyüklük gibi unsurların etkisi altında kararlaştırılır.
İşletmelerin çevresini oluşturan çıkar grupları ile ilişkisi,
onların beklentilerini karşılama ve faaliyetleri yoluyla onları
etkileme biçiminde ortaya çıkar. Her işletme, çevresindeki kişi veya
kurumlara karşı sorumludur. Bu sorumluluğun gereği olarak bu kişi
veya kurumların çeşitli beklentileri ve gereksinmelerini karşılamak
zorundadır.İşletmelerin çevre ilişkileri ve sorumlulukları iç ve dış
çevre olarak ayrılmıştır. İç çevre unsurları, işletmeyi doğrudan
etkileyen ve karşılığında işletme faaliyetlerinden doğrudan
etkilenen unsurlardır. İşletmelerin iç çevresinde yer alan temel
unsurlar; sermaye sahipleri, yöneticiler ve yönetilenler yani
çalışanlar ve onlardan kaynaklanan yönetim biçimi ya da örgüt
kültürüdür. İşletmelerin dış çevresinde; devlet ve yasalar,
tüketiciler, toplum yapısı ve kültürü, rakipler, tedarikçi
işletmeler, diğer işletmeler ve tüm bu unsurların bir arada
oluşturduğu piyasa koşulları yer alır.
İşletmeler birbirinden farklı yapı ve özelliklere sahiptir.
İşletmelerin gruplandırılmasında geçerli olan ölçütler; mal ve
hizmet türü, üretim araçlarının mülkiyeti, hukuki yapıları, ulusal
kökeni, işletmeler arası anlaşmalar ve diğerleridir.
İşletmelerin Kuruluşu
İşletmelerin kuruluşunda alınacak kararlar, yatırımın kârlılığında
önemli rol oynar. İşletmelerin kuruluşunda ilk olarak yatırım
düşüncesi oluşur. Yatırımın yapılabilirliğini belirlemek üzere
ekonomik, teknik, finansal, yasal ve örgütsel fizibilite çalışmaları
yapılır. Bu çalışmalara dayalı olarak bir ön proje oluşturulur.
Ön proje, yatırıma ilişkin bütün bilgilerin ayrıntılarını kapsar ve
yatırım kararı için temel bir göstergedir. Proje onaylandıktan sonra
kesin projeye dönüştürülür ve sonraki aşamada yatırım
gerçekleştirilir. Kesin üretim aşamasına geçilerek, yatırım süreci
tamamlanır. İşletmelerin kuruluş yeri seçimi, üzerinde titizlikle
durulması gereken bir diğer konudur. Kuruluş yeri seçiminde dikkate
alınan etkenler; hammadde, ulaştırma, pazara yakınlık, işgücü,
enerji ve yakıt, su, iklim koşulları, atıkların giderilmesi,
özendirme önlemleri ve diğer etkenlerdir.
İşletmelerin Büyümesi
İşletmelerde bazı temel amaçlar vardır. Devamlılığı sağlama, kâr ve
büyümedir. işletmeler çeşitli nedenlerle büyümeye zorlanırlar. Bazı
işletmelerin büyümenin sağlayacağı yararlara karşın, getireceği
sıkıntılar ve olumsuzluklar yüzünden büyümeye karşı isteksiz
oldukları görülmektedir. Büyüme yaşayan her canlı varlık için doğal
bir gelişmedir. işletmeler de canlı bir organizmaya benzediğine
göre, kurulması ve büyüme sürecine girmesi doğaldır. işletmeler
çeşitli nedenlerle büyümeye zorlanır. Büyüme bir işletmenin varlığı
için son derece önemlidir.
Büyüme olmayan bir işletmede yaratıcı faaliyete yer verilemeyeceği
için güçlü bir yönetim de olamaz. işletmelerde büyüme her
yöneticinin temel düşüncesi olmakta ve her fırsatta büyüme olgusunu
sağlamak için yollar aramasına neden olmaktadır. Büyümenin çevre ,
finansman , üretim ve pazarlama açısından incelenmesi söz konusudur.
İşletmeler başlangıçta küçük bir işletme olarak kurulurlar.
Çoğunlukla bir tek işletme olarak faaliyete başlanır ve bu
işletmeler için işletme seviyesi ile şirket seviyesi aynı anlama
gelir. Büyüme biçimlerinden birini seçmek için ele alınacak
konulardan bazıları arasında işletmelerin mevcut durumu, işletmenin
faaliyet gösterdiği endüstri alanı, üretilen mallara karşı olan
talebin trendi, ekip işletmelerin büyüme modelleri ve ekonominin
gidişi sayılabilir. İşletmelerde görülen en önemli büyüme çeşidi iç
büyümedir. işletmenin kendi kaynaklarıyla büyümesi iç büyümedir. Dış
büyüme, işletmenin iç kaynakları yeterli olmadığı durumda başvurduğu
bir yoldur. Bazen işletmeler birleşme yoluyla büyürler. Tröstler,
işletmelerin birleşmesinde en çok görülen örneklerinden biridir.
Tröstte amaç, birleşerek pazarın daha geniş bir bölümüne sahip
olmaktır. Tröstte birliğe giren işletmeler hukuki ve ekonomik
bağımsızlıklarını kaybederler.
Konsernler tipik bir tekelleşme örneğidir. Konsernde amaç maliyet
düşürmedir. Karteller tröstlerden çok farklıdır. Birleşerek
tüketicilerin aleyhine çalışan ve kâr arttırmak için faaliyet
gösteren birleşme yoludur. Bu özelliği nedeniyle, çok liberal
ülkelerde bile yasaklanmaktadır. Kartelin çeşitleri arasında en
başta fiyat kartelleri gelir. Burada amaç belli bir fiyatla malların
kartele bağlı işletmeler tarafından satılmasıdır. Diğer kartel
çeşitleri arasında bölge karteli, miktar karteli sayılabilir.
Holdinglerde tamamen bağımsızlık kaybedilmez. Bu birleşmede amaç oy
çokluğu sağlayarak bazı işletmelerin yönetimini ele geçirmektir.
Farklı bir büyüme biçimi ise satın alma yoluyla büyümedir.
işletmelerin pazarını genişletmek veya yeni pazarlar kazanmak
amacıyla, tesisleri ve kaynakları uygun olan fakat başarılı bir
şekilde çalıştırılamayan işletmelerin satın alınmasını ifade eder.
işletmelerde küçülme 1980li yıllardan sonra gündeme gelmiştir.
Küçülme ile ilgili olarak, yanlış düşünceler, küçülmenin iyi
anlaşılmasını engellemektedir. Özellikle ülkemizde küçülme,
işletmenin olumsuz koşullara itildiğini veya işletmenin iş asa doğru
gittiğini anımsatıyordu.
Bu kanı, büyüme ile ilgili varsayımlardan geliyordu. Küçülme için
karar verme riskli bir iştir. Küçülme birçok sorunu da beraberinde
getirir. Küçülme ile işletmeler bazı beklentilerin içine girerler.
Bunlar giderlerin azalması, bürokrasinin azalması, hızlı karar alma,
iletişimde açıklık, girişimciliğin gelişimi ve verimlilikte
artıştır.
İş Ahlâkı ve Toplumsal Sorumluluk (Etik-Törel Kurallar)
Etik, insanlar için neyin doğru ve iyi olduğunun ortaya konmasıdır.
Geniş anlamda etik, herhangi bir eylemin kabul edilebilir biçimde
gerçekleştirilmesini sağlayan temel kurallar ya da değişkenlerdir.Etik
ve yasalar her zaman için örtüşmez. Kimi konularda etik ve yasalar
arasında tam bir uyum vardır. Kimi konularda ise etik ve yasalar
arasında farklılıklar ortaya çıkar. İşletme kararları, kimi zaman
etik olmayan ama yasal bir yapıya; kimi zaman etik ama yasadışı bir
yapıya; kimi zamanda hem etik olmayan hem de yasal olmayan bir yapı
ya dönüşebilmektedir. İşletmelerde etik açısından sorgulanacak
davranışları; denetim dışı, görevde hatalı davranma, görevi kötüye
kullanma, görevi bilinçli olarak sürekli kötüye kullanma olarak
sıralayabiliriz.
Bu davranışların her biri, işletme için olumlu veya olumsuz
sonuçlara yol açar. Toplumsal sorumluluk, toplumla işletmeler
arasındaki bir toplumsal anlaşmadır. Buna karşılık etik bireysel
karar almayı ilgilendiren ahlâk kurallarıyla ilgilidir. İşletme
etiği, bireysel kararların ahlâki kurallar ve ilkeler üzerindeki
etkisiyle ilgiliyken; toplumsal sorumluluk, örgütsel kararları ve bu
kararların toplum üzerindeki etkileriyle bağlantılıdır. İşletmelerde
etik çatışmaların nedenlerinin başında, bireysel değer yargıları ile
çalışılan işin ve yaşanılan toplumun değer yargıları arasındaki
çatışma gelir. Ayrıca, işin özellikleri ile örgüt kültürü arasındaki
çelişki etik sorunlar yaratabilir. İşletmelerde temel etik
sorunları; çıkar çatışmaları, içtenlik ve doğruluk, iletişim
örgütsel ilişkiler konularında ortaya çıkar. Kişiler kendi kişisel
çıkarlarını, örgütlerin önünde tuttuğunda çıkar çatışması ve etik
sorunlar doğar.
İşletmelerin yönetimde doğruluk ve konusunda sapma olduğunda etik
sorunlar doğar. İletişim eksikliğinden ya da zamanında
bilgilendirilmemekten dolayı etik sorunlar yaşanabilir.Örgüt
üyelerinin tüketicilere,girdi sağlayanlara,astlara, üstlere ve
çeşitli kişileri karşı davranışlarından dolayı etik sorunlar
yaşanabilir. Etik davranışların denetlenmesinde çeşitle teknikler
geliştirilebilir. Bu amaçla stratejiler geliştirilmesinde izlenecek
aşamalar; örgütleme, eş güdümleme, güdüleme ve iletişim olarak
sıralanabilir.
Yönetim Kavramı
Yönetim ve yönetici kavramları başkalarına iş gördürme, başkaları
aracılı¤ı ile işi başarma ve amaçlara ulaşmanın söz konusu oldu¤u
her durumda kullanılmaktadır. Ailesel yönetim, siyasal yönetim ve
profesyonel olarak özetlediğimiz üç yönetim türü birbirinden kesin
sınırlarla ayrılmış de¤ildir. Bunların üçü de bir arada bulunabilir;
ama önemli olan ekonomik gelişmeye paralel olarak bu türlerin
etkinlik ve yaygınlık derecelerinin değişmesidir. Başkaları
vasıtasıyla iş görme tanımına yani yönetime daha yakından bakarsak,
bunun teknik, beşeri ve kavramsal olmak üzere üç boyutu olan bir
faaliyetler topluluğu olduğunu görürüz.
Yöneticilerin sahip olması gereken teknik yetenek; yöneticinin
doğrudan yönetmekle sorumlu olduğu alan hakkında gerekli bilgiye
sahip olmasını ifade eder. Beşeri ilişkiler yeteneği; insanlarla
işbirliği yaparak onları çalışmaya yönlendirme yeteneğidir.
Kavramsal yetenek; işletmenin bütününe yönelik, politika ve
stratejiler geliştirmeyi ifade eder. Yönetimin incelenmesi ise geçen
yüzyılda başlamıştır. Yönetim olayına farklı yaklaşımlar klasik, neo-klasik
ve modern olarak gruplanabilir. Klasik yöntemin teorisini Bilimsel
Yönetim, Yönetim Süreci Yaklaşımı ve Bürokrasi olmak üzere ayrı
akımlar halinde inceliyoruz.
Bilimsel yönetimde, üretim süreçlerinin plânlanması ve kontrolü;
yönetsel teoride, hiyerarşik yapılanma ve bürokrasi modelinde
bürokratik iç etkinliğe ilişkin kurallar önerilmektedir. Neo klasik
teori, ağırlıklı olarak insan unsuru üzerinde durur. Modern teorinin
temel yaklaşımı ise, olayları sistem bakış açısı ile ve çevre
etkileşimi ile birlikte değerlendirmesidir.
Yönetim İşlevleri
Yönetim bir süreç olarak ele alınır. Bu süreç, bir yöneticinin
belirli fonksiyonlarını açıklamak suretiyle konunun anlaşılmasını
kolaylaştırır. Bu ünitede ele alınan dört işlevler daha sonra
kullanılan kavramlara bir temel oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle,
bu işlevler yönetimle ilgili kavramlara bir giriş olarak ele
alınmaktadır. Yönetim işlevlerinin ayrı ayrı incelenmesi sadece
analitik bir amaç taşımaktadır. Bu bölümleme işlevlerin birbirinden
bağımsız oldukları anlamına gelmemelidir.Plânlama işlevi; amaçların
ve politikaların oluşturulması ve açıklanması, programların
saptanması, faaliyetler için yöntemlerin geliştirilmesi gibi ana
başlıkları içerir. Örgütleme, işletmenin amaçlarını gerçekleştirmek
için gerekli faaliyetleri düzenlenmiş bir yapı içinde bütünleştirme;
bu yapıyı nitelikli, yeterli iş görenlerle kadrolaştırma; ve bu iş
görenlerin işlevlerini yerine getirmeleri için gerekli fiziksel
ortamı sağlama sürecidir. Yöneltme, amaçlara ulaşmak için gerekli
olan ayrıntılı faaliyetler konusunda, bireylere yol göstermeyi
içerir. Denetim süreci, uygun olup olmadığını belirleme sürecidir.
Amaçlara uygun olmayan sonuçlar için düzeltici önlemlere başvurulur.
İnsan Kaynakları Yönetimi
İnsan kaynakları yönetiminin ana konusu, üretim faktörlerinden biri
olan emek, bir başka deyişle insandır. İnsan üretimin hem amacı hem
de aracıdır. İnsan kaynakları terimi, bir işletmede en üst konumda
bulunan yöneticiden en alt konumdaki vasıfsız işçiye kadar tüm
çalışanları kapsar. Bu kapsama işletme dışında olan ve ilerde o
işletmede çalışabilecek potansiyel işgücünü de dahil etmek
mümkündür. İKY'yi işletmenin, insan kaynağının işletmeye ve bireyin
kendisine yararlı olacak şekilde, yasal çerçeve içinde, etkin
yönetilmesini sağlayan işlev ve çalışmaların tümü olarak
tanımlayabiliriz. İKY, özde iki amacı gerçekleştirmeye çalışır.
Bunlar:
----- Çalışanların bilgi ve becerilerini en iyi biçimde
kullanmalarını sağlayarak, onların işletmeye olan katkılarını en üst
düzeye çıkarmak. Yani, çalışandan maksimum verim almak,
------İş yaşamının kalitesini yükselterek çalışanların sağlıklı ve
güvenli bir ortamda, yaptıkları işten zevk almalarını sağlamak. İKY
terimi, son 10 yılda kabul görmüş bir terimdir. Başlangıç noktası
personel yönetimidir. Personel yönetimi anlayışından İKY anlayışına
geçişteki etkenler şöyle özetlenebilir: Ülkelerin ekonomik, sosyal
ve kültürel yönden gelişmeleri, yetişkin insan gücünün artması,
davranış bilimlerinde gözlenen gelişme, sendikacılığın gelişimi,
çalışma koşullarını düzenleyen yasaların yürürlüğe girmesi, iş
görenlerin eğitim ve kültür düzeylerinin yükselmesi, refah
seviyelerinin artması, istek ve beklentilerin değişmesi, iletişim ve
bilişim teknolojilerinin gelişimi. İKY, iş görenin verimliliğini
artırmak ve çalışma yaşamının kalitesini yükseltmek çabası
içindeyken iç ve dış çevrenin etkisi ve baskısı altında kalır. İç
çevre faktörleri, işletmenin yapısından kaynaklanan, kontrol
edilebilir faktörlerdir. Bunlar, bireysel nitelikler, iş
nitelikleri,bireylerarası ilişkiler ve örgütsel özelliklerdir. Dış
çevre faktörleri, işletmenin faaliyet gösterdiği çevreden
kaynaklanan, kontrol edilemeyen faktörlerdir. Bunlar, dış kaynaklar,
rakipler
ve yasalardır. İşletmelerde kurulacak olan insan kaynakları
bölümlerinin amacı, İKY işlevlerini yürütmek ve diğer bölümlere bu
konuda yardımcı olmaktır. İnsan kaynakları bölümü ve yöneticisinin
günümüzde üstlenmesi gereken görevleri şöyle sıralayabiliriz.
----- İşletmenin hedeflerine uygun insan kaynakları politikalarının
saptanması için gerekli araştırmaları yapmak, bilgi ve önerileri üst
yönetime sunmak,
------ Belirlenen politikalara uygun program ve çalışmaları
düzenlemek ve yürütmek,
-------Bu program ve çalışmaları denetlemek ve değerlendirmek,
-------İnsan kaynakları ile ilgili yenilikleri izlemek ve
gerektiğinde uygulamak,
------ İnsan kaynakları ile ilgili rutin işleri yürüterek diğer
yöneticilerin işlerini hafif etmek
İnsan Kaynakları Yönetimi İşlevleri
İKY'nin iki temel amacı, çalışanlardan maksimum verim almak ve iş
yaşamının kalitesini arttırarak çalışanların yaptıkları işten zevk
almalarını sağlamaktır. Bu iki temel amacı gerçekleştirme yolunda
İKY birtakım işlevleri yerine getirir. Çağdaş bir işletmede İKY
Bölümünün üstlenmesi gereken bu işlevler:
Plânlama Kadrolama Değerleme ve ödüllendirme Yetiştirme ve
geliştirme Endüstri ilişkileri Koruma ve geliştirme olarak sıralana
bilir. İşletmenin bugün ve gelecekteki işgücü ihtiyacını sayı ve
nitelik olarak belirlemeye çalışan kişi, bu işlevi yerine getirirken
bazı araçlardan yararlanmak zorundadır. Bu araçlar; işgücü
envanterleri ve personel dönüşüm oranıdır. İşgücü envanteri;
İşletmenin personel arzını nitelik olarak irdeleyen bir çalışmadır,
mevcut personeli birtakım kriterlere göre irdeleyerek insan
kaynağının profilini ortaya çıkarır.
Plânlamacı, bu bilgilere bakarak gelecekteki insan gücü
gereksinimini nitelik açısından ortaya koymaya çalışır. Personel
dönüşüm oranı; belli bir dönemde çeşitli nedenlerle (ölüm, iş
kazası, emeklilik, işten ayrılma vb.) işletmeden ayrılan personelin
sayısını yüzde olarak gösterir. Genellikle bir yıllık dönemler için
hesaplanır. Oran şöyle formüle edilir: İKY işlevlerinden biri olan
iş analizlerinin en önemli özelliği, diğer İKY işlevlerinin yerine
getirilmesinde önemli bir bilgi kaynağı oluşturmasıdır. İş
analizleri; işletmede yapılan birbirinden farklı işlere yönelik
bilgilerin tek tek toplanması, değerlenmesi ve yorumlanmasıdır. İş
analizleriyle toplanan bu bilgiler daha sonra iş tanımları ve iş
gerekleri haline getirilerek karar vericilerin kullanımına sunulur.
İş analizleri işi yapan kişiyi değil, işi analiz eder.
Analiz bilgilerinden; İnsan kaynakları plânlamasında, İşi alınacak
personelde aranması gereken niteliklerin belirlenmesinde, İşe
yerleştirme, yükseltme ve atamalarda, Eğitime alınacak personelin
belirlenmesinde, Personel değerleme ölçütlerinin saptanmasında, Adil
bir ücret sisteminin oluşturulmasında yararlanılır. İşe alma işlevi
işletmeler açısından büyük önem taşır. İşletmeler, yaşamlarını
sürekli kılmak ve rekabette üstün duruma geçmek istiyorlarsa doğru
işlerde doğru kişileri çalıştırmak zorundadırlar. Bu cümlenin anlamı
şöyle formüle edilebilir:
İşin gerekleri = Personelin nitelikleri
Bu eşitliğin en az hata payı ile sağlanamaması, yanlış kişilerin işe
alındığı anlamına gelir. Personel seçiminin başarı göstergesi, yeni
alınan personelin en kısa sürede beklenen performans düzeyine
gelmesidir. İşe alma iki aşamalı bir işlevdir. Bu aşamalar iş gören
bulma ve seçmedir. İşletmelerde iki farklı eğitimden söz edilebilir.
Birincisi, işletmeye yeni alınan personelin işe ve işletmeye
alıştırılmasına yönelik çalışmalardır. Bu çalışmalar işe alıştırma (oryantasyon)
kapsamında ele alınır.
Diğeri ise eski personelin daha üretken olmasını hedefleyen eğitim
faaliyetleridir. Performans değerleme başka bir adla personel
değerleme, personelin işinde gösterdiği başarı derecesinin, yaptığı
işin gereklerine göre saptanmasıdır. Performans değerleme başarılı
ve başarısız personeli biri birinden ayırmak amacıyla yapılır
Pazarlama İlkeleri
Günümüz iş hayatında pazarlama; kendine özgü prensipleri ve diğer
bilimlerle de ilişkisi olan bir disiplin olarak bilinir.Gerçekte
pazarlama işletmecilik konusudur ve işletmenin diğer faaliyet
alanlarıyla doğrudan ilgilidir. Aynı zamanda tüketici
davranışlarıyla yakından ilgilenir. Pazarlama rekabetçi bir ortamda
müşteri istek ve ihtiyaçlarını karşılayan mal ve hizmetlerin
sağlanmasında yapılması gereken faaliyetlerin yerine getirilmesiyle
ilgili bir işletme felsefesidir. Pazarlamanın bir işletmecilik
disiplini olarak yer alması yenidir. Başta işletmeler olmak üzere
insanlar pazarlama uygulamaları içinde yer alırlar. İşletmelerde
pazarlama yönetimine olan ihtiyacı kavrayabilmek için pazarlamanın
gelişimini, toplumdaki rolünü, son yıllarda pazarlama düşüncesinde
meydana gelen gelişmeleri, pazarlamayı ilgilendiren faaliyetleri ve
bunların pazarlama yönetiminde nasıl uygulandığını bilmekte yarar
vardır.
Bu ünitede, pazarlamanın belirli faaliyetleri kapsayan bir süreç
olduğuna ve bugünkü konumuna gelinceye kadar hangi değişiklikleri
geçirdiğine değinildi. Pazarlama faaliyetleri birçok değişkenin
etkisi altında yürütülür. Bu değişkenlerden işletme yönetiminin
denetimi altında bulunanlara "pazarlama karması-4P", yönetimin
denetleyemediği değişkenler ise "pazarlamanın çevre koşulları"
olarak adlandırılır. Pazarlama karması değişkenleri ile çevre
faktörlerinin bir arada düşünülmesi işletmeyi pazarlama sistemi
olarak ele almamızı gerektirir. İşletmeler faaliyette bulunacakları
pazarlar hakkında bilgiye ihtiyaç duyarlar.
Bu tür bilgileri elde etmek için pazarlama bilgi sisteminden ve
pazarlama araştırmasından yararlanırlar. Tüketicilerin satın alma
davranışları, bireylerin bir ürünü satın almalarında ve kullanmaları
sırasında düşündükleri üzerinde durur. Pazarlama faaliyetlerinin
başarısı, tüketicilerin satın alma davranışlarının anlaşılmasına ve
analiz edilmesine bağlıdır.
Ürün ve Fiyatlama
Ürün dokunulur ve dokunulmaz niteliklerin oluşturduğu bir bütündür.
En genel anlamda belirlenen ihtiyaçları karşılayan işletme sunumları
olarak tanımlanabilir. Ürün kavramını üç boyutta ele alabiliriz:
Çekirdek ürün, tüketicinin bir ürünü satın alırken neyi satın
aldığını ifade eder. Somut ürün, çekirdek ürünü tamamlayan şekil,
marka ve ambalaj gibi niteliklerden oluşur. Zenginleştirilmiş ürün,
mamulle birlikte sunulan veya işletmenin pazarlama sistemini
sağladığı ek yarar ve hizmetler bütünüdür. Ürünleri değişik ölçülere
göre gruplandırırız. Bunların başlıcaları dayanıklılık durumlarına
göre ve hedef alınan kitleye göre yapılan gruplandırmalardır.
Dayanıklılık durumuna göre mallar; dayanıksız, dayanıklı mallar
hizmetler olarak ele alıyoruz. Hedef alınan kitle ya da Pazar
bölümüne göre; tüketim malları ve endüstriyel mallar olarak
gruplandırma yapılır. Birden fazla ürün üreten işletemeler de bir
ürün karması mevcuttur. Ürün karması, üretici işletme tarafından
satışa sunulan ürün dizilerinden oluşur.
Ürün karmasını oluşturan ürün dizisi ise, ürün karması oluşturan
çeşitlerin ve işlevlerin aynı olması, aynı tüketici grubuna aynı tür
aracı işletmelerce satılması ya da belirli bir fiyat ölçüsünde
olması nedeniyle yakın ilişkisi olan bir grup maldır. Yeni mallar
dört biçimde ortaya çıkar: Bir benzeri olmayan, gerçek anlamda
mallar; pazar için yeni mallar; işletme için yeni mallar ve pazarda
olan bir malın yerini alan mallar. Ürün yaşam eğrisi, ürün satış
tarihçesini grafik olarak gösterir. Ürün yaşam eğrisi; giriş,
gelişme, olgunluk ve gerileme olmak üzere dört aşamadan oluşur.
Giriş aşaması,ürünün pazarda ilk kez yer aldığı, satışların çok az
ve kârlılığın negatif olduğu aşamadır. Gelişme dönemi, satışların
hızla arttığı, kârlılığın en üst düzeye ulaşarak ardından gerilemeye
başladığı dönemdir. Olgunluk döneminde, satışlar azalma eğilimi
gösterir ve pazarda rakiplerin sayısı artar. Ürün yaşam eğrisinin
son aşamasında ise, satışlar ve kârlılık artan hızla azalmaya devam
eder. Markalama ve ambalajlama ürüne ilişkin özelliklerdir. Marka,
bir ürünü diğerlerinden ayırmak için kullanılan bir isim, sözcük,
tasarım, sembol ya da bunların bileşimidir. Ambalajlama, üretilen
malların pazarlanmasında önemli yeri olan ekonomik
faaliyetlerdendir. Ambalajlamanın; motivasyon, kolaylık ve koruma
olmak üzere üç temel işlevi vardır.
Ürünlerin fiyatlandırılmasında, işletme içi ve işletme dışı
faktörler etkilidir. İşletmelerin uyguladığı başlıca fiyatlama
yaklaşımları; maliyeti temel olan fiyatlama, pazarı temel alan
fiyatlama ve rekabeti temel alan fiyatlamadır. Yeni ürünlerin
fiyatlamasında uygulanan başlıca yöntemler ise, pazarın kaynağını
alma ve pazara nüfuz etme yöntemleridir.
Pazarlama Kanalları ve Tutundurma
Ürünlerin üretilmesinden ve fiyatlandırılmasından sonra sıra
dağıtımına gelir. Ürünün özellikleri ne kadar iyi olursa olsun,
tüketiciye uygun yerde ve zamanda ulaştırılamayan ürün bu
özelliklerini yitirecektir. Dağıtım bu anlamda zaman ve yer faydası
yaratarak bu olumsuzluğu ortadan kaldırır. Dağıtım kanalları gazın
ve suyun aktığı boru yollarına benzetilebilir. Ürün ve hizmetlerin
üreticiden aracıya doğru iletilmesini olanaklı hale getirir. Dağıtım
kanalları, ticari ilişkilerin, ürünlerin zilyetlik ve mülkiyetinin
üreticiden nihai tüketiciye geçişinin olanaklı kılınmasında sistemin
etkili birimlerinden oluşur. Üretimin ve tüketimin sınırlı olduğu,
insan ihtiyaçlarının basit ürünlerle ve tekdüze karşılandığı
dönemlerde alıcılar, ürün bilgilerini kolaylıkla elde edebiliyor,
alıcı ile işletme arasında bir iletişim sorunu yaşanmıyordu.
Ancak ekonomik yaşamdaki gelişmelere bağlı olarak pazarın büyümesi,
ihtiyaçların daha fazlalaşması ve bu ihtiyaçları karşılayacak ürün
çeşitlerinin artmasıyla birlikte işletmeler ile alıcılar arasında
bir iletişim sorunu ortaya çıktı. Bu iletişim sorunu ise işletmeler
tarafından yerine getirilen tutundurma faaliyetleriyle
giderilmektedir. Tutundurma, tüketicilerin satın alma kararlarını
etkilemek amacı ile onları bilgilendirmeyi ve ikna etmeyi amaçlayan
eylemlerdir. Tutundurma faaliyetlerini yerine getirmekle, işletme,
doğru malın doğru biçimde fiyatlanarak doğru yerlerde satışa
sunulduğunu, alıcılara bildirir.
Üretim Sistemleri ve Yönetimi
Üretim sistemi, makine, araç-gereç, malzeme, enerji, işgücü, zaman
gibi girdileri, mal ve hizmet şeklindeki çıktılara dönüştüren ve
sonuçları geribildirim kanalıyla görüntüleyen bir süreçtir. Üretim
sistemi, işletmenin iç ve dış çevresiyle etkileşim içindedir. Üretim
sistemini, ekonomi, devlet düzenlemeleri, rekabet, teknoloji ve
di¤er dış çevre koşulları olumlu ve olumsuz biçimde etkiler. Üretim
süreci, girdileri, dönüşüm sürecini, çevre etkilerini görüntüleyen,
standartlarla karşılaştırıp girdiler üzerinde, dönüşüm süreci
üzerinde ve çıktılar üzerinde düzeltici kararlar alınmasını sağlayan
alt sistemlerden oluşur. Girdileri, işletmenin hedef pazarına uygun
çıktılara dönüştürmekten sorumlu olan üretim yönetimi, bütün
örgütlerin en temel işlevlerinden biridir. Üretim yönetimi kavramı;
üretim stratejisi, dönüşüm sürecinin tasarımı, stok kontrolü, üretim
planlaması ve programlaması gibi birçok alt konuyu içerir.
Üretim yönetiminin pazarlama, finans, muhasebe, personel, yönetim
bilgi sistemi ve mühendislik gibi diğer işlevleriyle çok yakın
ilişkileri ve etkileşimleri vardır. Ancak, üretim yönetimi, diğer
işlevlerden farklı olarak, işletmenin aktif varlıklarının yaklaşık
%80inden ve insan kaynağının % 60-80inden sorumludur. Üretim
sisteminin temel öğesini, dönüşüm süreci oluşturur.
Dönüşüm sürecinde girdiler, şekil değişikliği, taşıma, depolama,
denetleme gibi birçok faaliyet sonunda ilk durumlarından daha fazla
bir değere (katma değer) dönüşür. Hizmetlerin üretim süreci,
malların üretim sürecinden önemli ölçüde farklılıklar gösterir.
Hizmetler, mallara oranla daha soyuttur, tüketicilerin yüksek oranda
katılımını gerektirir, üretilirken tüketilir, depolanamaz, emek,
yoğun nitelik ve kendine özgü kalite özellikleri taşır. Türkiye'de
mal üretiminde ve malların kalitesinde tüketici sızlanmaları oldukça
azalmıştır. Buna karşılık, hizmet üretiminden, hemen her alanda
yakınmalar vardır. Türkiye, dünya standartlarında hizmet üretemediği
için halkın tepkisi ve mutsuzluğu artmaktadır. Tek üretim, parti
üretimi, akıcı üretim, sipariş üretimi, sürekli üretim, kitle
üretimi, grup teknolojisi ve sıfır stoklu üretim, başlıca üretim
sistemleridir.
JIT sisteminde, işletmeye malzeme satanlarla işletmenin proje
takımlarının birlikte hareket etmeleri sağlanmalıdır. Satıcılar da
sisteme dahil edilerek, girdi kalite kontrolünde ve JIT
programlarının hazırlanmasında ortak hareket edebilmelidirler. JIT
sistemi, planlamadan daha çok kontrole ağırlık verir. Planlama zaman
israfına yol açar. Oysa, iyi bir kontrolle değişikliklere kolayca
uyum sağlanmıştır. Basit gözle kontrol sistemleri, karmaşık
bilgisayar destekli kontrol sistemlerine tercih edilir.
Üretim Sistemlerinin Tasarım Kuruluş ve İşleyişi
Üretim sistemi, makine, araç-gereç, malzeme, enerji, işgücü, zaman
gibi girdileri, mal ve hizmet şeklindeki çıktılara dönüştüren ve
sonuçları geribildirim kanalıyla görüntüleyen bir süreçtir. Üretim
sistemi, işletmenin iç ve dış çevresiyle etkileşim içindedir. Üretim
sistemini, ekonomi, devlet düzenlemeleri, rekabet, teknoloji ve
di¤er dış çevre koşulları olumlu ve olumsuz biçimde etkiler. Üretim
süreci, girdileri, dönüşüm sürecini, çevre etkilerini görüntüleyen,
standartlarla karşılaştırıp girdiler üzerinde, dönüşüm süreci
üzerinde ve çıktılar üzerinde düzeltici kararlar alınmasını sağlayan
alt sistemlerden oluşur. Girdileri, işletmenin hedef pazarına uygun
çıktılara dönüştürmekten sorumlu olan üretim yönetimi, bütün
örgütlerin en temel işlevlerinden biridir. Üretim yönetimi kavramı;
üretim stratejisi, dönüşüm sürecinin tasarımı, stok kontrolü, üretim
planlaması ve programlaması gibi birçok alt konuyu içerir.
Üretim yönetiminin pazarlama, finans, muhasebe, personel, yönetim
bilgi sistemi ve mühendislik gibi diğer işlevleriyle çok yakın
ilişkileri ve etkileşimleri vardır. Ancak, üretim yönetimi, diğer
işlevlerden farklı olarak, işletmenin aktif varlıklarının yaklaşık
%80inden ve insan kaynağının % 60-80inden sorumludur. Üretim
sisteminin temel öğesini, dönüşüm süreci oluşturur.
Dönüşüm sürecinde girdiler, şekil değişikliği, taşıma, depolama,
denetleme gibi birçok faaliyet sonunda ilk durumlarından daha fazla
bir değere (katma değer) dönüşür. Hizmetlerin üretim süreci,
malların üretim sürecinden önemli ölçüde farklılıklar gösterir.
Hizmetler, mallara oranla daha soyuttur, tüketicilerin yüksek oranda
katılımını gerektirir, üretilirken tüketilir, depolanamaz, emek,
yoğun nitelik ve kendine özgü kalite özellikleri taşır. Türkiye'de
mal üretiminde ve malların kalitesinde tüketici sızlanmaları oldukça
azalmıştır. Buna karşılık, hizmet üretiminden, hemen her alanda
yakınmalar vardır. Türkiye, dünya standartlarında hizmet üretemediği
için halkın tepkisi ve mutsuzluğu artmaktadır. Tek üretim, parti
üretimi, akıcı üretim, sipariş üretimi, sürekli üretim, kitle
üretimi, grup teknolojisi ve sıfır stoklu üretim, başlıca üretim
sistemleridir.
JIT sisteminde, işletmeye malzeme satanlarla işletmenin proje
takımlarının birlikte hareket etmeleri sağlanmalıdır. Satıcılar da
sisteme dahil edilerek, girdi kalite kontrolünde ve JIT
programlarının hazırlanmasında ortak hareket edebilmelidirler. JIT
sistemi, planlamadan daha çok kontrole ağırlık verir. Planlama zaman
israfına yol açar. Oysa, iyi bir kontrolle değişikliklere kolayca
uyum sağlanmıştır. Basit gözle kontrol sistemleri, karmaşık
bilgisayar destekli kontrol sistemlerine tercih edilir.
İşletme Bilgi Sistemi
Küresel işletmecilikte bilgisayar, bilgi işlem, bilgi ve iletişim,
bir rekabet koşulu durumuna gelmiştir. Bilgi gereksinimini
hızlı bir şekilde karşılayamayan işletmeler, önemli ölçüde rekabet
zayıflığına düşmektedir. İşletmenin iç ve dış çevresiyle olan her
tülü etkileşimleri, çeşitli bilgi sistemleriyle denetim altına
alınır. İşletim bilgi sistemleri, işletmenin çevresi, işletmenin
girdileri, işletmenin süreçleri ve işletmenin çıktılarıyla,
işletmenin yönetim birimleri arasında, her türlü iletişimi sağlar.
Veri, bilgiye ulaşmak için yapılan gözlemlerdir. İşletme kararları
alınırken, veriler değil, verilerin süreçlenmesi sonunda ortaya
çıkan bilgiler kullanılır. Dolayısıyla, veriler bilgilerin
hammaddesi olarak görülebilir. Verilerin derlenmesi ve bilgiye
dönüştürülmesi, işletmelere, planlama, uygulama ve denetim yapma
olanağı sağlar. İşletmeler, stratejik amaçlarla, işlem amacıyla ve
denetim amacıyla bilgiye gereksinim duyarlar. Verilerin bilgi haline
gelmesini sağlayan işlemler dizisine, bilgi işleme denir. Bir süreç
olarak bilgi işleme, kaydetme, sınama, sınıflandırma, düzenleme,
özetleme, matematiksel veya mantıksal hesaplama, saklama, erişme,
çoğaltma ve iletme aşamalarından oluşur. Küresel işletmecilikte,
bilgisayar destekli bilgi sistemleri yürürlüktedir. Bilgisayar
destekli bilgi sistemi, bilgisayar olanaklarıyla işletmenin bilgi
gereksinmesini karşılayan bütünleşik bir yapıdır. Donanım, yazılım,
uzman bilgisayar
personeli ve veri tabanı, elektronik bilgi sisteminin başlıca
öğelerdir.
İşletme yönetiminin bilgi gereksinimini karşılamak için, verilerin
derlenmesi, sınıflandırılması, veri tabanlarının oluşturulması,
verilerin bilgiye dönüştürülmesi ve ilgili birim
ve kişilere ulaştırılması işlevine, bütünleşik işletme bilgi sistemi
denir. İşlem süreçleme bilgi sistemi, karar destek sistemi, yapay
zeta, uzman sistemler, son kullanıcı bilgi sistemi, bütünleşik
işletme bilgi sisteminin başlıca alt sistemleridir. İşletme
işlevleri bilgi sistemi, pazarlama, üretim, insan kaynağı, finans,
üst yönetim gibi işletme işlevlerini destekleyen çeşitli bilgi
sistemlerini içerir. Günümüzde, bilgilerin girilmesi, işlenmesi,
depolanması ve ulaştırılması teknolojileri, dünya ölçüsünde
bütünleştirilmiş ve birbirine bağlanmıştır. Böylece, işletmeler,
dünyanın her yerindeki bilgiye elektronik araçlarla erişebilmekte ve
istediği bilgiyi aynı yöntemle istediği adrese ulaştırabilmektedir.
İşletmeler, rekabet üstünlüğü sağlayabilmek için, çağdaş iletişim
olanaklarını kullanmak durumunda kalmışlardır. Bu olanakların en
başında ofis otomasyonu, internet ve intranet gelmektedir.
Geleneksel ofislerde, bürolarda ya da iş yerlerinde yapılan işlerin,
elektronik araçlarla yapılmasına ofis otomasyonu denir. Dünyadaki
bilgisayarların birbirine bağlanmış durumuna, internet veya
uluslararası ağ denir. İşletmeler internet olanaklarından
yararlanarak, her türlü adrese elektronik bilgi aktarmaktadır.
Ayrıca, internet sayesinde sanal işletmecilik ve sanal işletme
yönetimi de gerçekleştirilmektedir. Dünyadaki sanal işletme
pazarlarının sayısı, her geçen gün hızla artmaktadır. İnternet
teknolojisinin işletme içinde kullanılmasına, intranet denir.
İnternetle işletmeler, dışa kapalı olarak, işletme içinde,
elektronik veri ve bilgi akışını kolayca gerçekleştirmektedir.
Ayrıca çalışanlar, eskiden işletme içindeki ofislerde ya da odalarda
yaptıkları işleri, hiç işletmeye gelmeden, intranet ile evlerinde,
taşıt araçlarında ya da dünyanın herhangi bir yerinde
yapabilmektedirler.
Muhasebe
Birer ekonomik birim olarak işletmelerin iyi yönetilebilmeleri,
ortakların ve di¤er ilgililerin desteklerini kazanabilmeleri
kendileri hakkında onları devamlı bilgilendirmeleriyle olur. Bu
görevi muhasebe üstlenmiştir. Bu amaçla işletme içinde, işletmeden
dışarıya veya dışarıdan işletmeye doğru gerçekleşen kıymet
hareketlerinin kaydedilmesi ve ilgililere raporlanması gerekir. Bu,
muhasebenin birinci işlevidir.
Muhasebe bilgisinin işletme içine ve dışına raporlanması yeterli
değildir. Bu bilginin analizi ve yorumlanması gerekir. Finansal
analiz yoluyla, işletmenin mevcut finansal durumunu daha iyi
yorumlayabilmek mümkün olur. Böylece, işletme ile ilgili taraflar,
işletmeden beklentilerinin karşılanıp karşılanamayacağı konusunda
karar verebilirler. Finansal analiz ve yorum, muhasebenin ikinci
işlevidir.
Bilginin doğru ve güvenilir olarak üretilip raporlanması için
işletmede iç kontrol sisteminin kurulması; bilgi kullanıcılarının
bilgiye güven duymaları için de bağımsız denetimin
gerçekleştirilmesi gerekir.
Finansal Yönetim
Finansal yönetim, işletme için gerekli fonların belirlenmesi,
sağlanması ve yönetilmesini ifade eder. Finansal yönetimle ilgili
temel fonksiyonlar iki ana grupta toplanmakla birlikte, gerçekte çok
sayıda karar alanlarından oluşur. Yatırımlarla ilgili olarak; ne tür
yatırımlar, ne zaman, ne miktarda, nasıl yapılmalıdır sorularına
cevap aranır. Finansmanla ilgili olarak; yapılacak yatırımlar için
en uygun fon nereden, ne miktarda, nasıl sağlanmalıdır gibi sorulara
cevap aranır. Yine işletme faaliyetleri sonucunda elde ettiği
kârların ne kadarını ortaklarına , ne kadarını işletmede
bırakmalıdır gibi sorulara cevap aranır. Finansal yönetim muhasebe
ve iktisatla doğrudan, pazarlama,üretim ve kantitatif yöntemlerle
dolaylı ilişki içerisindedir. Yukarıda belirtilen finansal kararları
vermek için gerekli veriler muhasebe departmanınca sağlanır. Bu
verilerin sağlıklı ve doğru olması gerekliliği muhasebenin önemini
arttırmaktadır. Bir finansman yöneticisi piyasalardaki gelişmelerle,
iktisadi prensiplerle yakın ilişki içersindedir. Bu nedenle finans
ve iktisat bilimleri arasında da önemli bir ilişki mevcuttur. Finans
yöneticisi ayrıca karar verirken pazarlama ve üretim sürecindeki
değişiklikleri de izlemelidirler.turkeyarena.com
Bu süreçlerdeki değişiklikler işletmenin nakit akışlarında
değişikliğe yol açabilir. Ayrıca finansal yönetimde son yıllarda
artan bir biçimde kantitatif yöntemler kullanılmakta olup, bu
disiplinin finans için önemi gün geçtikçe artmaktadır. Finansal
kararlar alınırken birinci amaç, işletmenin piyasa değerini ya da
ortakların varlıklarını maksimum yapmaktır. Bir şirketin değeri,
şirket anonim şirketse hisse senetlerinin değeri ile ölçülür. Bu
amaç önceleri birinci amaç olarak belirlenen kârı maksimum yapma
amacından farklıdır. Muhasebe kârı gerçek nakit akışlarını
göstermeyebilir. İşletmenin piyasa değerini maksimize etme amacı
nakit akışlarının zamanını ve bunların gerçekleşme
olasılıklarını, yani risklerini de göz önünde bulundurarak, kâr
maksimizasyonu amacına göre öne çıkmaktadır. Finansal analiz,
finansal tablolardaki çeşitli kalemler arasındaki ilişkilerin
kurulmasını, ölçülmesini ve yorumlanmasını kapsayan bir faaliyettir.
Bu şekilde iyi bir finansal planlama yapılması için işletmenin cari
ve geçmiş dönemleri değerlendirilebilir. Finansal analizde en çok
kullanılan tablolar; işletmenin belirli bir tarih itibariyle
varlıklarını ve kaynaklarını gösteren bilanço ile faaliyet dönemiyle
ilgili sonuçların gösterildiği gelir tablosudur. Finansal analizde
yapılan analizin amacına göre farklı niteliklerdeki analizler
yapılabilir ve farklı yöntemler uygulanabilir. Etkin bir planlama
finansal başarı için önemlidir. Beklenmeyen problemlerle
karşılaşmamak için iyi bir analiz ve uygun finansal planlar
gereklidir. Finansal planlamanın üç önemli aktivitesinden ilki,
finansal ihtiyaçların belirlenmesidir. Bu aşamada kısa ve uzun
dönemli gelir ve giderler belirlenmeye çalışılır.
Bu da genellikle proforma finansal tablolar hazırlanarak yapılır.
İkinci aktivite, bu ihtiyaçları karşılamak için bütçelerin
geliştirilmesi ve üçüncü olarak da finansal kontrolün yapılmasıdır.
Proforma finansal tablolar hazırlanırken en çok kullanılan yöntem
satışların yüzdesi yöntemidir. Bu yönteme göre her kalemin geçmiş
dönemlerde satışlar içindeki ağırlığı belirlenerek aynı yüzdelerle
proforma tablolara yansıtılır. Oranlar ve regresyon yöntemleriyle de
proforma tablolar hazırlanabilir. Finansal kontrol ise belirlenen
politikaların uygulanmasını denetim altına almak ve piyasa
koşullarındaki değişmelere bakarak gerekli düzeltmeleri hızla yapmak
amacıyla yapılır. Finans yöneticisinin en önemli görevlerinden
birisi fonların nereye yatırılacağını belirlemektir. Bir başka
deyişle dönen varlıklara ve sabit varlıklara ne düzeyde yatırım
yapılacağını belirlemektir. Sabit varlıklara yatırım yaparken
olağanüstü finansal planlar hazırlanır ve buna sermaye bütçelemesi
denir. Sabit varlıklar, ekonomik ömrü en az bir yıl olan
değerlerdir. Dönen varlıklara yatırım ise çalışma sermayesi yönetimi
başlığında incelenir. Dönen varlıklar çabuk paraya dönüşen likit
varlıklardır. Riski sevmeyen bir finans yöneticisi çalışma
sermayesine daha fazla yatırım yaptıkça işletmenin karlılığının
azalmasına neden olacaktır. Çalışma sermayesinin düzeyini;
işletmenin faaliyet konusu, büyüklüğü, satışlarındaki düzenlilik
ile, satışlarındaki artış ve azalış oranı etkiler.
Finansal Sistem ve Kurumlar
Tüketim fazlası olan bireylerin tasarruflarının, tüketim açığı olan
bireylerin kullanımına sunduğu piyasalara finansal
piyasalar denir. Bu piyasalarda fonların el değiştirmesi kıymetli
evrak da denilen finansal varlıklarla olur. Bir ekonomide fon arz
edenler, fon talep edenler, yatırım ve finansman araçları, yardımcı
kuruluşlar ile hukuki ve idari
düzen finansal sistemi oluşturur. Finansal piyasalar; süreye göre,
para ve sermaye piyasası; örgütlenme şekline göre, organize olmuş ve
olmamış piyasalar; finansal varlıkların piyasaya çıkış durumuna göre
de birincil ve ikincil piyasa şeklinde sınıflandırılabilir. Finansal
piyasalarda fon arz ve talebinin buluşması genellikle finansal
kurumlar aracılığıyla gerçekleşir. Finansal kurumlar fon maliyetini
azaltmak, risk ayarlaması, vade ayarlaması ve miktar ayarlaması
yapmak, danışmanlık yapmak gibi fonksiyonlar üstlenmişlerdir.
Finansal kurumlar, para yaratan ve para yaratmayan kurumlar olarak
gruplandırılabilir. Para yaratan finansal kurumlar merkez bankası ve
ticari bankalardır. Para yaratmayan finansal kurumlar ise yatırım ve
kalkınma bankaları, sigorta kurumları, kollektif yatırım kurumları,
factoring, forfaiting, leasing şirketleri, risk sermayesi
şirketleridir. Finansal varlıklar, ortaklık veya alacaklılık hakkı
veren, belli bir meblağı temsil eden hisse senetleri, tahviller,
finansman bonoları ve hazine bonoları gibi varlıklardır. Finansal
araçlar; paraya çevrilebilirlik, bölünebilirlik, geri
dönülebilirlik, getiri, vade, risk gibi özellikleri açısından
farklılıklar gösterirler. Vadesi bir yıla kadar olan fon arz ve
talebin karşılaştığı piyasaların başlıca finansal varlıkları, hazine
bonoları, REPO, banka mevduatı,finansman bonosu, banka bonosu ve
varlığa dayalı menkul kıymetlerdir. Sermaye piyasasının temel
finansal varlıkları hisse senedi ve tahvillerdir.
Çokuluslu İşletmeler
Uluslararası işletmecilik ve çokuluslu işletmeler son yıllarda
globalleşme ile işletmecilik konularının vazgeçilmez bir parçası
olmaya başladı. 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde ekonomik ve
sosyal gelişmelere paralel olarak işletmelerin ekonomik güçlerinin
çok artması ve bazı ülkelerin GSMH'dan daha fazla satış hacmine
ulaşmaları globalleşmenin başlangıcı olmuştur. Çokuluslu işletmeler
bugün artık, çeşitli ülkelerin vatandaşları gibi görülmekte,
ülkelerin yasal, politik koşullarına uymakta ve vergi
vermektedirler. Çokuluslu işletmeleri etkileyen üç çevreden söz
edebiliriz. Bunlar ülke içi çevre, yabancı çevre ve uluslararası
çevredir.
Çokuluslu işletmenin tanımında bazı ölçütler vardır. Bunlar iki veya
daha fazla ülkede faaliyet gösterme, ülke dışında mülkiyet, üst
yönetimin milliyeti ve benzer ölçütlerdir. "Çokuluslu işletme ülke
içi ve ülke dışındaki yatırımları işletme amaçlarına ve işletme
sahiplerinin çıkarlarına uygun bir biçimde yöneten ticaret ve sanayi
işletmesidir". Çokuluslu işletmelerin ülke dışında faaliyet
göstermelerinde ilk adım ihracat yapmaktır. Bu aşamadan sonra lisans
anlaşması, franchising, dış ticaret işletmelerini kullanma, ülke
dışında şube açma ve joint venture ile diğerleri gelir.
Çokuluslu işletmeler yabancı ülkelere girişleri ve faaliyetleri
sırasında değişik koşullarla karşılaşırlar. Toplumsal, kültürel,
ekonomik, yasal veya siyasi farklılıklar işletmelerin yabancı
ülkelere yatırım kararlarında etkili olur. Çokuluslu işletmelerin
yönetiminde ilk adım planlamadır. Ulusal planlama ile uluslararası
planlama arasında büyük farklar vardır.
KPSS
İşletme
KPSS İşletme Konu Özeti
KPSS İşletme Soruları
KPSS İşletme Eğitim Seti |
 |